NTV'de Oğuz Haksever'in yeni anayasa ile ilgili sorularını yanıtlayan BDPli Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, yeni anayasanın etnik köken ve cinsel yönelim konularında eşit olması gerektiğini söyledi.
Yeni anayasayı hazırlayacak olan komisyon üyelerinin de etnik köken ve cinsel yönelim konularında eşitliği sağlayacak bir anayasa hazırlama konusunda söz vermiş olduğunu belirten Önder, 1980 Anayasası'nın da eşitliği sağlayacak olan maddelere sahip olduğunu ancak uygulama ve yargıda hala sıkıntılar yaşandığını söyledi.
EŞCİNSEL YURTTAŞLARA SADECE SEKS İŞÇLİĞİ ALANI AÇIK
Cinsel yönelimi farklı olan vatandaşlarımızın bu tercihleri nedeniyle cinayete kurban gittiklerini ve dışlandıklarını anlatana BDP'li Önder, 'Eşcinsel vatandaşlarımıza sadece seks işçiliği alanı açık bırakılmış. Kolluk kuvvetlerinin gözünde direkt doğal sanık konumuna düşüyorlar.' dedi.
MUHAFAZAKAR OLMAK HAKLARI SAVUNMAYA MANİ DEĞİL
AK Partili komisyon üyelerinin de bu konuda hakkaniyetli davranması gerektiğine dikkat çeken Sırrı Süreyya Önder, 'Muhafazakar olmak eşcinsellerin haklarını savunmaya mani değil. Bu konularda AİHM'de sabıkamız zaten boyumuzu aşmış. Ben bunu savunursam bu tercihi de savunmuş olurum diye korkmamak lazım.' şeklinde konuştu.
20 Mayıs 2012 Pazar
18 Mayıs 2012 Cuma
SIRRI SÜREYYA ÖNDER’DEN ÖMER LAÇİNER’E YANIT
Ömer Laçiner T24.com adlı internet sitesinde benim için “Sırrı Süreyya Önder’in Murat Belge ile ilgili yazdıklarını da biliyoruz. Kaç paralık adamlar ki bunlar! Biz onlarla bu dilden konuşmadık. Zaten buna benzer bir tek hakaretimiz de yoktur. Bunların sicillerini biz biliyoruz, fakat biz siyasi bir konuşma yapıldığı vakit bunları gündeme getirmeyiz, bildiğimiz halde susarız, çünkü bunları anlatmak bizim seviyemizi düşürmemiz demek” demiş ve öfke duyduğu solun tümünü kastederek “Bana cevap veremezler, görmezlikten gelirler” diye seslenmiş. Birgün gazetesini de “paçavra” olarak niteleyince cevabı bu “paçavra”dan vermek zorunlu oldu.
Öncelikle görüşlerini davar pazarlığı yapan celep seviyesine düşürdüğü için “siyaset-seviye” kaygısının berhava olduğunu düşünüyorum. Bu itibarla “sicil” bahsinde neyi bilip de saklıyorsa açıklamaya davet ediyorum. Yapmazsa terbiyesizdir.
Bu kimin ağzıdır? Eski bir asker olarak Laçiner bu 'sicilini bilme' ağzının kime yakıştığını en iyi bilenlerden olsa gerektir.
Yazık ki, sarmal dönmüş dolaşmış, gele gele kırk yılda başladığı noktaya yani bir asker ağzıyla, üstlerinden gördüğü ima yollu 'sicil' göndermelerinin yapıldığı bir yere gelmiştir
Murat Belge ile yaşadığımız polemik, sarfetmediğim/yazmadığım bir sözü bana atfetmesiyle başlamıştı. Bu tartışmanın kişisel boyutu Belge’nin bu sözü yanlış hatırladığını söyleyip özür dilemesiyle son buldu. Belge’nin bana, benim de ona yönelttiğimiz diğer eleştiriler bakidir. Hayatın kimi haklı çıkardığını görecek kadar da yoğun bir gelişim ve dönüşüm yaşandı bu ülkede.
Belge, atfettiği sözleri bana oy vermemesinin gerekçesi saymıştı.
İlginçtir, Laçiner oy kullandığı Tarhanlar kolejinden çıkarken orada bulunan 9 gözlemcimizden birisinin kime oy verdiğini sorması üzerine “sorulur mu tabii ki Sırrı’ya” diye cevaplamıştı. Hepsi de yaşayan 9 arkadaşımız buna tanıktır.
Laçiner’in bana oy vermiş olması –yanlışı çok ama yalanı yoktur- sicilimizi ve kaç paralık adam oduğumuzu umursamadığını gösterir. Bir ihtimal daha var o da Laçiner’in ‘demans’ illetine yakalanmış olması.
Röportaj bu demans kaygımı güçlendiren kırıklarla dolu. Laçiner röportajın başında solun islamı anlama çabası olmadığını, onlara “gerici” demenin vahimliğini şöyle anlatıyor:
“Ağır küçümseme ve “bunlar taşralı, gerici, yobaz” yaklaşımı var. Bu tabirleri, kızdıkları için hakaret eder gibi kullanmıyorlar; normal konuşurken yapıyorlar. “Gerici” lafı sadece muhafazakâr kesimin siyasi görüşleri için değil, insanî vasıfları için de söyleniyor. Çünkü böyle görüyorlar ve bu insanların eşitlik talebine çok sinirleniyorlar.”
Roportajın sonuna doğru Hazal Özvarış soruyor:
“- AKP yanında konumlanmayan İslamcı aydınlardan Yüce Diriliş Partisi Başkanı, şair Sezai Karakoç ise şu sözleri söyledi: “Üzümü zehir, içki yaptırmama hakkımız vardır.” Karakoç’un sözlerini siz nasıl yorumlarsınız?”
Laçiner ne dese beğenirsiniz? Cevabı aşağıda.
“Gerici!”
Birikim’de çoğulculuk oynadığı Türköne’nin “eski faşist” olduğunu yeni hatırlaması da ya fiziksel ya da ideolojik demansla açıklanabilir ancak...
Laçiner'e en büyük ceza, verdiği röportajın kendisidir. Otuz küsur yıldır iddialı bir derginin editörü, bir röportajda bütün muhakemesini kaybettiğini saklamayı başaramamaktadır.
Solun AKP’ye eleştiri yapma biçimine isyan ederken soldan, ezilenlerden ve yoksullardan esirgediği vicdan dilini AKP’ye cömertçe kullanmaktan ve üstüne konuşan bir asker uysallığıyla iktidar gölgesine sığınmaktan zerrece haya etmiyor...
Laçiner diyor ki “referandumun asıl mağlubu AKP’dir, bahanesi kalmamıştır.”
Bahane mi? AKP’nin bahaneye ihtiyacı kalmış mıdır? AKP bugüne dek kendisine sunulan soru önergelerine dahi cevap vermeye tenezzül etmezken, bu nasıl bir “bahane tüketme” politikasıdır ki AKP’nin ekmeğine yağ sürmektedir?
Siyasi haysiyetin bedeli nedir peki?
Diyor ki “sol sadece yoksullardan yana olmak değildir”, hay hay. Solun meseleleri kavrayışı ve yorumlayışı çok daha geniş bir açı gerektirir; Laçiner bu konuda haklı, ancak yoksulluğun dışındaki tüm faktörleri muhalefetin temeli haline getirmek, iktidarı ele geçirme çabasının asli mücadele biçimi yapmak sizce zekice mi? Ezilenlere hesap veremeyen, yalnızca orta sınıfın devrimcileşmesine bel bağlayan bir sol siyaset akıl alan bir durum mudur? Her gün katledilen Kürtlere sırtını dönen, kapıları işaretlenen Aleviler’i statükoculukla itham eden, abdestli kapitalizm mağduru müslümanların yüzüne bakmayan, evleri gasp edilen kentsel dönüşüm mağdurlarına ses vermeyen bir sol sol mudur?
Laçiner, bütün okuduklarından, öğrendiklerinden, yaşadıklarından geriye bir tek şeyi aklında tutsaydı böyle olmazdı. O da “Mazlumun yanında dur, sözünü zalime söyle” ilkesidir.
Artık sol diye bir derdi kalmadığına göre bize düşen bir Urfa türküsü söylemektir.
Ağam olasan Ömer, paşam olasan Ömer, bensiz kalasan Ömer... (13.05.2012)
Sırrı Süreyya Önder/BirGün
15 Mayıs 2012 Salı
Sırrı Süreyya Önder İLEF ile Buluştu
Sırrı Süreyya Önder, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Topluluğu'nun düzenlediği söyleşiye katıldı.
"CİHAN'IN İDDİANAMESİ PARODİLERE KONU OLACAK"
Konuşmasına, Cihan Kırmızıgül 'e verilen hapis cezasına atıfta bulunarak başlayan Önder "Cihan benim yetiştiğim topraklarda doğmuş. Aşağı yukarı benimkiyle aynı seyri izleyen bir hayat hikâyesi var. Çok değil iki, üç sene içerisinde parodilere konu olacak bir şebeklikte iddianamelerle ve kararlarla 11 yıl küsur hapse mahkûm edildi" diye konuştu. Kırmızıgül'e yönelik politikanın, Roboski katliamına yönelik duyarlıkları engellemek gibi bir amaç taşıdığını belirten Önder, bu olayların birbirleriyle ilintili olduğunu ve aralarında bir hiyerarşi kurmadan üzerlerine gidilmesi gerektiğini belirtti.
"SOKAK ÖRGÜTLEYİCİ KAMPANYALAR YAPMALI"
Yeni anayasa yapım sürecinde oluşturulan 12 kişilik Anayasa Komisyonu'nda yer aldığını ifade eden Önder, hayatın "garipliklerle" dolu olduğunu söyledi. "Bir zamanlar 'Anayasayı tebdil, tağyir ve ilgaya tam teşebbüs'ten yargılanmıştım. Hayat getirdi getirdi yeni anayasayı teslim ettikleri 12 kişiden birisi yaptı beni." Türkiye'de genel olarak bir soyutlama sıkıntısı olduğunu dile getiren Önder, bu sıkıntının Anayasa Komisyonu'nda da kendisini var ettiğini söyledi. "Enerjimizin çoğunu kavram karmaşasına veriyoruz. Örneğin; Bir insanlık onuru tarifi yapacağız üzerinde anlaşamıyoruz. Birileri 'Bir grup insan onuru demeyelim manevi ve maddi insani bütünlüğümüz diyelim' diyor." "Türkiye'de iklim barışa el verirse o zaman gerçek bir anayasa olur" diyen Önder, böyle bir dönemde sokağın da örgütleyici kampanyalar yapması durumunda anayasa üzerinde etkili olabileceğini belirtti.
İÇİŞLERİ BAKANINA GÖNDERME "
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "O kötü bir şaka gibi" diyen Önder, birinin Şahin'e 'Tamam, tamam sen İçişleri Bakanı oldun. Artık heyecanlanma' demesi gerektiğini belirtti. "Sevilmediğini kendisi de biliyor. O yüzden birisi seviyorum deyince şüpheye düşüyor. 'Takla at' gibi laflar söylüyor. Mecaz laf kullanmak bir yetkinlik meselesidir. Kullanamıyorsanız bunu yapmayın. Fakat bu zulüm kişisel bir zulüm değil. Şahin bu zulmün en kaba hali. 'İyi' görünen isimler daha rafine gözüküyor sadece."
Söyleşinin ardından İLEF öğrencileri Önder'e puşi hediye etti.
10 Mayıs 2012 Perşembe
8 Mayıs 2012 Salı
Sırrı Süreyya Önder: Tiyatroya değil, savaşa giden vergiye baksınlar!
Kürt sorununda gelinen süreci değerlendiren Sırrı Süreyya Önder, hükümetin "Kürtlere diz çöktürmek" ekseninde bir çözüm dayattığını vurguladıktan sonra bunun kabül edilemeyeceğini söyledi ve "hükümetin özgüven sorunu var" dedi.
"Kibirden ve bu dilden vazgeçmek gerek. Kürt diz çökmüyor işte kardeşim niye diz çöktürmek için uğraşıyorsun. Bu ülkenin en değiştirici ve dönüştücü gücü bugün Kürtler. Gel kardeşim ortaklaşa neler yapabiliriz denmesi gerek. Ama o özgüven yok, yüzde 50 oy almış bir iktidarsın ama özgüven yok. Bakıyorsun HES için yürüyen köylüye de eylem yapan öğrenciye de aynı panzeri gönderiyor, gaz sıkıyor özgüveni olsa bunu yapmaz bu tedirginlikten dolayı yapılıyor. Ateş üstünde duruyor sanki, bu grup konuşmalarında görüyoruz, başkasına dinletsen bu ülkede savaş var herhalde der."
BDP'Yİ BİR NEFRET OBJESİNE ÇEVİRMEK KİMSENİN HADDİNE DEĞİLDİR
Balçiçek İlter, Sırrı Süreyya'ya BDP'li olmanın bu ülkede çok zor bir şey olduğunu hatırlattıktan sonra partiye dönük tepkilere değindi ve "BDP'li olmak bir hakaret cümlesi gibi kullanılıyor rahatsız oluyor musunuz?" diye sordu.
"BDP bir halkın özgürleşme ve demokratikleşme iradesinin vücut bulmuş halidir. Bu milletvekilleri çok değerli bir emeğin sonucu meclise geldiler. Bin bir zahmetle halk onları gönderdi. Ben kendi bölgemde 120 bin oy aldım, 3. bölgedeki arkadaşımız 140 bin oyla seçildi. Bir vekil 70 bin oyla seçilirken kimse BDP'yi bir nefret objesi olarak bir hakaret olarak kullanamaz. Kimsenin haddine de değildir hakkı da değildir."
HÜKÜMETE VE BAŞBAKAN'A KEMALİZM ELEŞTİRİSİ
"Şu anda Kemalizmin en başta gelen temsilcisi Sayın Başbakan'dır. Her işi en iyi biz biliriz diye bakıyorlar." diyen Sırrı Süreyya, hükümetin tiyatrocular ile girdiği kavga için "Elinizde bir dehra bağa girmişsiniz önünüze geleni buduyorsunuz" dedi.
Balçiçek İlter, tiyatro tartışmasında muhafazakarların "bizim vergilerimizle toplum değerlerine aykırı oyunlar sahneleniyor" dediklerini belirtirken BDP'li vekilin ne düşündüğünü sordu. Önder, tiyatro tartışmasının fitilini yakan Zaman yazarı İskender Pala'yı eleştirirken "sanatçı her şeyden önce savaş karşısında bir duyarlılık gösterir" dedi.
İSKENDER PALA ÖNCE SAVAŞ UÇAKLARINA GİDEN PARANIN HESABINI SORSUN
"İskender Pala vergisini o kadar düşünüyorsa, "sen benim vergimle o savaş uçaklarıyla insanları öldüremezsin" demesi gerekir. Benim vergimle boyle tiyatro yapılmasın diyenler, önce bu vergiyle savaş uçaklarının sivil halkın üzerine sürülmesine karşı çıksın. Sanatçı duyarlılığı her şeyden önce savaşın karşısında olmaktır. Bu benim tasarrufum değil dünyanın her yerinde evrensel değerler açısından böyledir. Sanatçıysan bu savaşa karşı da bir sözün olsun. O uçakların bir kez havalanması tiyatroların bütçesinin defalarca üzerindedir. Bu mudur yani, gözünü ona mi diktin? İşte Kemalizm denen böyle bir şeydir, vesayetçi bir toplum mühendisliğini dayatır..."
18 Nisan 2012 Çarşamba
Evrensel İletişim Fonu'nun Kullanımı ve İnternet Hakkına Dair Soru Önergesi
Aşağıdaki sorularımın Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla
İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder
Hükümetiniz ve partinizin geçmiş iktidarları döneminde Türkiye’de E-Devlet uygulamaları birçok konu için kilit işlev görür hale gelmiştir. Bu projeler kapsamında yurttaşların hayatını kolaylaştıran birçok işlem internet üzerinden yapılabilmektedir; ancak şu da bir gerçektir ki Türkiye’nin önemli bir kesimi internet kullanmayı bilmemektedir. Özellikle 45 yaş üstü kesimde ki bu kesim emeklilik gibi devlete dair işlemlerin en üst düzeyde takip gerektirdiği yaşlardadır, internet kullanım oranı %10’dur. İnternete erişimi olmayan köy ve mezraların sayısı ise tam olarak bilinememektedir.
- Bakanlığınızın, internete erişemeyen yurttaş kalmayacak perspektifiyle ortaya koyduğu projeler ne aşamadadır?
- Bu projelerde, Evrensel İletişim Fonu nasıl kullanılmıştır, hangi proje için hangi kuruluşa ne gibi bir fon ayrılmıştır?
- Ocak ayında ilan edilen 2500 yerleşim birimi hariç Türkiye’de internet ulaşmamış kaç yerleşim birimi vardır?
- Bu yerleşim birimleriyle ilgili projeler geliştirmeyi düşünüyor musunuz?
- İnternete erişim kadar kullanıma açık bilgisayar benzeri aygıtlar da internet ulaştıracağınız alanlarda sorun olacaktır. İnternetin kullanılabilmesi için bir yöntem yahut strateji geliştirdiniz mi?
- Devletin görevi, interneti sansürlemekten ziyade onu erişilebilir kılmak değil midir?
15 Nisan 2012 Pazar
"Bana bir avans verin size nasıl vekillik yapılır göstereyim " - Radikal
Radikal yazarı ve yönetmen Sırrı Süreyya Önder'i içimiz kan ağlayarak uğurluyoruz. Çünkü o artık BDP'den bağımsız milletvekili adayı. Biz onu niye bu kadar çok sevdik, cevabı bu röportajda.
Sizin Kürt olduğunuzu zannediyor herkes, neden?
Kürt meselesine gösterdiğim yakınlık ve duyarlılık herkeste böyle bir algıya sebep oldu. Adıyaman’da 15-20 tane Türkmen aile vardır. Hem ana hem baba tarafım bu ailelerden gelmedir. Dolayısıyla Türk’üm ama orada asimilasyon tersine çalışmış! Öyle diyeyim.
Kürt meselesine gösterdiğim yakınlık ve duyarlılık herkeste böyle bir algıya sebep oldu. Adıyaman’da 15-20 tane Türkmen aile vardır. Hem ana hem baba tarafım bu ailelerden gelmedir. Dolayısıyla Türk’üm ama orada asimilasyon tersine çalışmış! Öyle diyeyim.
Nasıl bir ailede büyüdünüz?
Adıyaman’ın merkezinde doğdum. Babam hem berberdi hem de arzuhalci. Aynı zamanda da 1960’lardaki Behice Boran’lı Türkiye İşçi Partisi’nin Adıyaman kurucusu ve il başkanı. Öldü ben 8 yaşındayken. Sirozdan. Sonra annem ve dört kardeşim dedemin evine sığındık. Dedem de solcu bir adamdı ama İşçi Partili değildi. CHP’liydi.
Adıyaman’ın merkezinde doğdum. Babam hem berberdi hem de arzuhalci. Aynı zamanda da 1960’lardaki Behice Boran’lı Türkiye İşçi Partisi’nin Adıyaman kurucusu ve il başkanı. Öldü ben 8 yaşındayken. Sirozdan. Sonra annem ve dört kardeşim dedemin evine sığındık. Dedem de solcu bir adamdı ama İşçi Partili değildi. CHP’liydi.
Nasıl geçiniyordunuz?
Ben 8 yaşında fotoğrafçıya çırak olarak girdim. Adıyaman’ın iki fotoğrafçısından biri. Haftada 125 kuruş alıyordum.
Ben 8 yaşında fotoğrafçıya çırak olarak girdim. Adıyaman’ın iki fotoğrafçısından biri. Haftada 125 kuruş alıyordum.
Ne yaparak?
Su getir, orayı süpür… İlkokulu bitirdiğimde kalfa olmuştum. Rötuş yapıyordum fotoğraflara.
Su getir, orayı süpür… İlkokulu bitirdiğimde kalfa olmuştum. Rötuş yapıyordum fotoğraflara.
Siz kardeşler arasında en büyük müsünüz?
Evet. Onlar çok küçük olduğundan çalışmazdı. Lise ikiye geldiğimde fotoğrafçılıktan aldığım para evi geçindirmeye yetmiyordu. 16 yaşından önce asgari ücret alamazdınız. 16’yı bitirince Sıtma Savaş ve Eradikasyon’a mevsimlik işçi olarak girdim.
Evet. Onlar çok küçük olduğundan çalışmazdı. Lise ikiye geldiğimde fotoğrafçılıktan aldığım para evi geçindirmeye yetmiyordu. 16 yaşından önce asgari ücret alamazdınız. 16’yı bitirince Sıtma Savaş ve Eradikasyon’a mevsimlik işçi olarak girdim.
Niye orada çalıştınız? E Adıyaman’da sıtma vakası çoktur. Çok olan yerde de sıtma savaş vardır. Biz de sırtımızda 40 kiloluk pirinç bronz pulvarizatörle ilaçlama yapıyorduk. Çukurova’ya pamuk işçiliğine gitmiş olanların parmağından kan almışlığım da vardır tabii. Yaz tatillerinde ve 15 gün de okulun başlangıcından çalarak çalışırdım. İyi para kazanıyordum ama. 1100 lira filan. Amcam öğretmendi, ondan fazla maaş alıyordum. Çünkü sendikalıydık.
Sendikacılık ergenlik döneminizde başlıyor yani…
Tabii. Sıtma işçileri olarak devrimci bir sendikaya girdik. İşyeri temsilcisi olmuştum. Fakat Milliyetçi Cephe hükümeti kurulunca beni attılar işten. Ben de kirvemin oğluyla bir lastik tamirci dükkânı açtım.
Tabii. Sıtma işçileri olarak devrimci bir sendikaya girdik. İşyeri temsilcisi olmuştum. Fakat Milliyetçi Cephe hükümeti kurulunca beni attılar işten. Ben de kirvemin oğluyla bir lastik tamirci dükkânı açtım.
O niye?
Çünkü bir balyoz ve bir levye, o dükkânı açmak için kâfiydi. Liseyi bitirene kadar hem lastik tamirciliği yaptım hem de amatör olarak fotoğraf çektim. O zaman Türkiye’de nüfus cüzdanları değişmeye başlamıştı. Çok yapraklı cüzdanlardan tek yapraklıya geçiş… Fotoğrafçıda kalfalık yaptığım dönemde 3 yıllık harçlıklarımdan arttırdıklarımla aldığım çakma Mamiya bir makinem vardı, Lübitel marka. Hafta sonları köyleri gezer, şehre inemeyenlerin vesikalıklarını çeker, tab ettirdikten sonra da teslim ederdim.
Çünkü bir balyoz ve bir levye, o dükkânı açmak için kâfiydi. Liseyi bitirene kadar hem lastik tamirciliği yaptım hem de amatör olarak fotoğraf çektim. O zaman Türkiye’de nüfus cüzdanları değişmeye başlamıştı. Çok yapraklı cüzdanlardan tek yapraklıya geçiş… Fotoğrafçıda kalfalık yaptığım dönemde 3 yıllık harçlıklarımdan arttırdıklarımla aldığım çakma Mamiya bir makinem vardı, Lübitel marka. Hafta sonları köyleri gezer, şehre inemeyenlerin vesikalıklarını çeker, tab ettirdikten sonra da teslim ederdim.
Tüm bunlar arasında Ankara Siyasal Fakültesi’ni nasıl kazandınız?
Bende üniversite kazanacak bir adam hali yok mu? Okula yarım yamalak gidiyorum gibi görünse de çok sıkı bir öğrenciydim. Söylemesi ayıp, liseye kadar hep çok iyi derecelerle bitirdim. Lisede çatışma ve can güvenliği sorunu başlamıştı. Biraz tavsadı ama Siyasal’a da üstlerden bir sırada girdim. Birkaç başarı bursu almıştım o zaman.
Bende üniversite kazanacak bir adam hali yok mu? Okula yarım yamalak gidiyorum gibi görünse de çok sıkı bir öğrenciydim. Söylemesi ayıp, liseye kadar hep çok iyi derecelerle bitirdim. Lisede çatışma ve can güvenliği sorunu başlamıştı. Biraz tavsadı ama Siyasal’a da üstlerden bir sırada girdim. Birkaç başarı bursu almıştım o zaman.
Aileniz Ankara’ya gitmenize ses çıkarmadı mı?
Yok çünkü kardeşim de çalışacak yaşa gelmişti. Ayrıca Ankara’da da hem çalışıp hem okuyordum.
Yok çünkü kardeşim de çalışacak yaşa gelmişti. Ayrıca Ankara’da da hem çalışıp hem okuyordum.
Ne zaman ve niye hapse girdiniz?
Yıl 1981. Üniversite ikinci sınıftayım. 12 Eylül’e karşı direnen örgütlü bir siyasal yapının içindeydim. Cuntayı protesto ediyorduk, geceleri duvarlara yazı yazıyorduk, pankartlar asıyorduk. Sonra bir gün yakalandım. Mamak’a gönderildim. Örgüt üyeliğinden 16 yıl ceza aldım, daha sonra Yargıtay bozdu. 12’ye indirildi. Mamak’tan sonra Ulucanlar ve Haymana Cezaevi’nde de yattım.
Yıl 1981. Üniversite ikinci sınıftayım. 12 Eylül’e karşı direnen örgütlü bir siyasal yapının içindeydim. Cuntayı protesto ediyorduk, geceleri duvarlara yazı yazıyorduk, pankartlar asıyorduk. Sonra bir gün yakalandım. Mamak’a gönderildim. Örgüt üyeliğinden 16 yıl ceza aldım, daha sonra Yargıtay bozdu. 12’ye indirildi. Mamak’tan sonra Ulucanlar ve Haymana Cezaevi’nde de yattım.
Hatıralarınız çok mu berbat?
16 kişiye göre yapılmış bir koğuşta 120 kişi kalıyorduk. Balık istifi yatıyorduk. Buna rağmen güzel anılarımız var. Bütün ülke büyük bir suskunluğa bürünmüşken itiraz eden kim varsa cezaevindeydi. Orada da itirazımızı direnişlerle, açlık grevleriyle sürdürüyorduk.
16 kişiye göre yapılmış bir koğuşta 120 kişi kalıyorduk. Balık istifi yatıyorduk. Buna rağmen güzel anılarımız var. Bütün ülke büyük bir suskunluğa bürünmüşken itiraz eden kim varsa cezaevindeydi. Orada da itirazımızı direnişlerle, açlık grevleriyle sürdürüyorduk.
Çok işkence gördünüz mü?
Herkes gördü o dönem. Bunları anlatmayı sevmiyorum çünkü 16 yaşında idam edilen, işkencede öldürülen insanlar varken kalkıp “Bize de şunu yaptılar” demek ayıp geliyor.
Herkes gördü o dönem. Bunları anlatmayı sevmiyorum çünkü 16 yaşında idam edilen, işkencede öldürülen insanlar varken kalkıp “Bize de şunu yaptılar” demek ayıp geliyor.
Sizde hiç cezaevi travması olmamış gibi konuşuyorsunuz?
Travma dediğin şeye ben ömrümde hiç düşmedim. Depresyondayım, bunalımdayım diyorlar. İnsan niye bunalır ben onu anlamamışım hiç. Mesela savaş bölgesine giden gazetecilerin ruhsal durumu bozulur. Niye? Çünkü o savaşın parçası değil, izleyicisidirler. İnandığın bir savaşın tarafıysan ve haklı bir savaşsa bu, niye travmaya düşecekmişsin? Onurlu yaşamayı gözetiyorsan insan ömrü çok uzun bir süre.
Travma dediğin şeye ben ömrümde hiç düşmedim. Depresyondayım, bunalımdayım diyorlar. İnsan niye bunalır ben onu anlamamışım hiç. Mesela savaş bölgesine giden gazetecilerin ruhsal durumu bozulur. Niye? Çünkü o savaşın parçası değil, izleyicisidirler. İnandığın bir savaşın tarafıysan ve haklı bir savaşsa bu, niye travmaya düşecekmişsin? Onurlu yaşamayı gözetiyorsan insan ömrü çok uzun bir süre.
Sizin gibi o dönemin devrimcilerinin bazıları bugün “Biz ne beyhude çabalamışız, zaten bu millet bizim hayal ettiğimiz dünyayı istemiyormuş” diye söylenir. Siz?
Öyle diyenlerin temel eğitimlerinde sorun var demektir. Bilanço hesabına dayanan bir ilişki değildir senin halkla kurduğun ilişki. Çok uzun soluklu, sabırlı çabayı gerektirir. Asıl problem başka…
Öyle diyenlerin temel eğitimlerinde sorun var demektir. Bilanço hesabına dayanan bir ilişki değildir senin halkla kurduğun ilişki. Çok uzun soluklu, sabırlı çabayı gerektirir. Asıl problem başka…
Nedir?
Eğer sen sosyalist olmayı içselleştirememişsen, “Halkımız bizi anlamadı” diye dönersin. Bir ömür uğraşırsın, halk da senin yaptıklarından hiçbir şey anlamamış olabilir. Ama bir sosyalist olarak bir ömrü ikmal etmek büyük bir kazançtır. Erdemli bir yurttaş olarak yaşayıp ölürsün, bunun keyfi bile yetmeli bir insana.
Eğer sen sosyalist olmayı içselleştirememişsen, “Halkımız bizi anlamadı” diye dönersin. Bir ömür uğraşırsın, halk da senin yaptıklarından hiçbir şey anlamamış olabilir. Ama bir sosyalist olarak bir ömrü ikmal etmek büyük bir kazançtır. Erdemli bir yurttaş olarak yaşayıp ölürsün, bunun keyfi bile yetmeli bir insana.
Sosyalist olmayan erdemli değil mi?
Olmaz olur mu? Ama sosyalist olmak bundan biraz daha fazlası. Temelde emeğin sömürülmesine itiraz etmek, herkes için adil, eşit ve özgür bir dünyayı savunmak demektir. Sosyalizmin bilimsel olarak önerdiği dünyayı bilmeden de hayatını böyle inşa eden insanlar vardır. İşin aslı bir sistem meselesi. Elbette insanın erdemli olması için sosyalist olması gerekmez ama her sosyalist erdemli olmak zorundadır.
Olmaz olur mu? Ama sosyalist olmak bundan biraz daha fazlası. Temelde emeğin sömürülmesine itiraz etmek, herkes için adil, eşit ve özgür bir dünyayı savunmak demektir. Sosyalizmin bilimsel olarak önerdiği dünyayı bilmeden de hayatını böyle inşa eden insanlar vardır. İşin aslı bir sistem meselesi. Elbette insanın erdemli olması için sosyalist olması gerekmez ama her sosyalist erdemli olmak zorundadır.
İmkânlarınız olsa, yeni Türkiye sistemini nasıl inşa ederdiniz?
Eğitimin, sağlığın, iletişimin bütün yurttaşlar için eşit ve parasız olmasını sağlardım. Bu toplumda sadece dört kesimi imtiyazlı sayardım: Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler. Betonların istila etmediği herhangi bir kara parçasına 500 tane fidan diken, can suyunu veren, en az yarısının hayata tutunmasını sağlayan bütün gençleri askerlikten muaf sayardım. Bu sayıyı yükseltenlere de rütbe verirdim. Düşün sen 2 bin tane ağaç dikmişsin, seni general yapardım. Askerlik denilen mesleği de tarihe terk etmiş olurduk.
Eğitimin, sağlığın, iletişimin bütün yurttaşlar için eşit ve parasız olmasını sağlardım. Bu toplumda sadece dört kesimi imtiyazlı sayardım: Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler. Betonların istila etmediği herhangi bir kara parçasına 500 tane fidan diken, can suyunu veren, en az yarısının hayata tutunmasını sağlayan bütün gençleri askerlikten muaf sayardım. Bu sayıyı yükseltenlere de rütbe verirdim. Düşün sen 2 bin tane ağaç dikmişsin, seni general yapardım. Askerlik denilen mesleği de tarihe terk etmiş olurduk.
İletişimi niye bedava yaptınız?
Tabii ya, iletişim de bedava olmalı! Asgari bir konuşma dilimi, anayasal bir hak sayılmalıdır. Bunun üzerindeki iletişim için sadece maliyet üzerinden bir tahsilat yapılmalıdır.
Tabii ya, iletişim de bedava olmalı! Asgari bir konuşma dilimi, anayasal bir hak sayılmalıdır. Bunun üzerindeki iletişim için sadece maliyet üzerinden bir tahsilat yapılmalıdır.
BDP tüm Türkiye için bunları öneriyor mu?
BDP’yi bugün için başka türlü konuşmak lazım çünkü şu anda ülkede ağır bir savaş-barış gündemi var. Benim BDP’ye katılmamın en büyük nedeni bu savaş halinin onurlu bir barışla finalize edilmesine katkı sunmak. Bu konuda safımı ezilenlerden yana konuşlandırıyorum. BDP şu anda henüz en temel hak ve özgürlüklerin peşinde.
BDP’yi bugün için başka türlü konuşmak lazım çünkü şu anda ülkede ağır bir savaş-barış gündemi var. Benim BDP’ye katılmamın en büyük nedeni bu savaş halinin onurlu bir barışla finalize edilmesine katkı sunmak. Bu konuda safımı ezilenlerden yana konuşlandırıyorum. BDP şu anda henüz en temel hak ve özgürlüklerin peşinde.
Saf tuttuğunuz ezilenlerle ilk nasıl yüzleştiniz?
Bizim evimiz Adıyaman’da Oduncu Pazarı denilen yerdeydi. Köylüler oraya odun satmaya gelirlerdi. Onların başka bir dilde konuştuklarını işitince çok şaşırmıştım. 7-8 yaşlarındayken. Bunlar kim diye sormuştum. Kürtler demiştiler. Sonra okulda da çocuklarını görünce daha da şaşırmıştım. Çünkü önce Türkçe öğreniyorlardı.
Bizim evimiz Adıyaman’da Oduncu Pazarı denilen yerdeydi. Köylüler oraya odun satmaya gelirlerdi. Onların başka bir dilde konuştuklarını işitince çok şaşırmıştım. 7-8 yaşlarındayken. Bunlar kim diye sormuştum. Kürtler demiştiler. Sonra okulda da çocuklarını görünce daha da şaşırmıştım. Çünkü önce Türkçe öğreniyorlardı.
Evinizde Kürt sorunuyla ilgili bir bilinç var mıydı?
Babamda çoktu. Adıyaman’daki Türkiye İşçi Partisi’nin neredeyse tamamı Alevi Kürtlerden oluşuyordu. O zaman duyduklarım Kürt sorunuyla ilgili ilk bilgilerimdi. Ortaokul yıllarında sosyalist külliyatı okumaya başladığım için meseleye iyice hâkim oldum. O günden beri hep Kürtlerin ulusal hak ve demokratik taleplerinin yanında durdum.
Babamda çoktu. Adıyaman’daki Türkiye İşçi Partisi’nin neredeyse tamamı Alevi Kürtlerden oluşuyordu. O zaman duyduklarım Kürt sorunuyla ilgili ilk bilgilerimdi. Ortaokul yıllarında sosyalist külliyatı okumaya başladığım için meseleye iyice hâkim oldum. O günden beri hep Kürtlerin ulusal hak ve demokratik taleplerinin yanında durdum.
Kürtçeyi nerede öğrendiniz?
Kürtçeye hâkim değilim, öğreneceğim. Bir borç olarak görüyorum.
Kürtçeye hâkim değilim, öğreneceğim. Bir borç olarak görüyorum.
Sizin gibi bir insan niye milletvekili olmak ister?
Bir istekle aday olmadım. Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku oluştu. 17 sol siyasal parti ve sivil toplum örgütü toplandı ve belli isimler üstünde mutabakata vardılar. Onlardan biri de bendim. Başta beni bağışlamalarını istedim ama arkadaşlar bağışlamadı.
Bir istekle aday olmadım. Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku oluştu. 17 sol siyasal parti ve sivil toplum örgütü toplandı ve belli isimler üstünde mutabakata vardılar. Onlardan biri de bendim. Başta beni bağışlamalarını istedim ama arkadaşlar bağışlamadı.
Niye hayır demiştiniz?
Hayatın içinde bir mevzi olarak sinemayla uğraşmanın, köşe yazmanın da Meclis’te olmak kadar önemli yer tuttuğunu düşünüyordum. Ama arkadaşlar önümüzdeki dönemin tarihsel öneme sahip olduğu, neredeyse kurucu Meclis olacağı konusunda beni ikna ettiler. İkna oldum çünkü bu savaş tıkanmış durumda. Barışı inşa etmek savaştan daha zor ve zahmetli bir süreç. Bu konuda heybesinde turpu olan herkes barış sürecine katkıda bulunmalı.
Hayatın içinde bir mevzi olarak sinemayla uğraşmanın, köşe yazmanın da Meclis’te olmak kadar önemli yer tuttuğunu düşünüyordum. Ama arkadaşlar önümüzdeki dönemin tarihsel öneme sahip olduğu, neredeyse kurucu Meclis olacağı konusunda beni ikna ettiler. İkna oldum çünkü bu savaş tıkanmış durumda. Barışı inşa etmek savaştan daha zor ve zahmetli bir süreç. Bu konuda heybesinde turpu olan herkes barış sürecine katkıda bulunmalı.
“Keşke yazar kalsaydı, sürece daha çok katkı yapardı” diyenler var.
Yazarlığımı biliyorlar ama vekilliğimi henüz bilmiyorlar. Yazı yazmaya başlamadan önce de bana “Sen sinemacısın, ne işin var gazetede köşe yazıyorsun” diyorlardı. Ama o zaman daha benim nasıl bir köşe yazacağımı bilmiyorlardı. Halk bana bir avans verirse size nasıl milletvekilliği yapılacağını gösterebilirim.
Yazarlığımı biliyorlar ama vekilliğimi henüz bilmiyorlar. Yazı yazmaya başlamadan önce de bana “Sen sinemacısın, ne işin var gazetede köşe yazıyorsun” diyorlardı. Ama o zaman daha benim nasıl bir köşe yazacağımı bilmiyorlardı. Halk bana bir avans verirse size nasıl milletvekilliği yapılacağını gösterebilirim.
Kendinizi yemin ederken hayal edebiliyor musunuz?
Osmanlı döneminin son zamanlarında bir bölgeden çok şikâyet gelmiş. Yöneticilerin, yolsuzluk, haksızlık ve zulümle uğraştığı sadarete bildirilmiş. Sadaret de denetlemesi için bir adamı göndermiş. Adam da tüm erkân-ı devleti dizmiş karşısına. Herkes sırayla yemin içmeye başlamış. Allah, kitap, Kuran, şeref üzerine “Vallahi iftiradır biz öyle şey yapmadık” demişler. Giden adam bakmış ki birisi sessiz duruyor. “Sen niye yemin içmiyon, yoksa bir halt mı işledin?” diye sorunca cevap şöyle gelmiş: “Bekliyom, 5-10 dakika içinde bunlara bir şey olmazsa bir yemin de ben içeceğim.” Yani yemini bizim karşımıza büyük bir kıymet gibi indirenler, kendileri bu yemine ne kadar sadakatle bağlı kalmışlar dönüp ona baksınlar.
Osmanlı döneminin son zamanlarında bir bölgeden çok şikâyet gelmiş. Yöneticilerin, yolsuzluk, haksızlık ve zulümle uğraştığı sadarete bildirilmiş. Sadaret de denetlemesi için bir adamı göndermiş. Adam da tüm erkân-ı devleti dizmiş karşısına. Herkes sırayla yemin içmeye başlamış. Allah, kitap, Kuran, şeref üzerine “Vallahi iftiradır biz öyle şey yapmadık” demişler. Giden adam bakmış ki birisi sessiz duruyor. “Sen niye yemin içmiyon, yoksa bir halt mı işledin?” diye sorunca cevap şöyle gelmiş: “Bekliyom, 5-10 dakika içinde bunlara bir şey olmazsa bir yemin de ben içeceğim.” Yani yemini bizim karşımıza büyük bir kıymet gibi indirenler, kendileri bu yemine ne kadar sadakatle bağlı kalmışlar dönüp ona baksınlar.
Radikal’e nasıl veda ettiniz?
Kolay bırakmadılar. Hatta genel yayın yönetmeni bir sürü ek sosyal vaatlerde bulundu. Sigara içilebilecek bir oda bile bu vaatlerin arasındaydı. Ben dedi, grubun yasağına karşı bu odayı savunurum! Ama artık her şey için çok geçti. Zamanında yapacaktı bunu.
.
Kolay bırakmadılar. Hatta genel yayın yönetmeni bir sürü ek sosyal vaatlerde bulundu. Sigara içilebilecek bir oda bile bu vaatlerin arasındaydı. Ben dedi, grubun yasağına karşı bu odayı savunurum! Ama artık her şey için çok geçti. Zamanında yapacaktı bunu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
